Ben 3 gün sonra uyandım!
Kenan’ın haberinde bir satır olarak geçen bilginin peşine düştüm, bilgiyi geliştirip bir yazı yazdım. Yazının başlığını; “Milletvekilleri ABD’ye avanta geziye gitti ardından GDO geldi” diye koydum. Amerikan Tarım Bakanlığı ile dünya genetiği değiştirilmiş tohum üretiminin yüzde 71’ini elinde tutan ABD şirketinin yemeli-içmeli davetine giden TBMM Tarım Komisyonu üyesi 5 milletvekilinin ismini de yazıya yerleştirdim.
Avanta gezi vurgusu ateş oldu.
Toplumun dikkatini tutuşturdu.
Bir hafta içinde ne kadar çok yazı, TV programı, haber, söyleşi, tartışma, suçlama, karalama, savunma yazıldı!
Ne kadar çok kâğıt tüketildi!
Ne kadar çok mürekkep harcandı!
Ne kadar çok laf üretildi!
Asıl önemli nokta kayboldu.
Boğaz, gırtlak, yemek öne geçti.
GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) içeren ürünü yiyenlerin; organ hasarı, karaciğer yetmezliği, böbrek kifayetsizliği, kısırlık, erken doğum, düşük hastalıklarına yakalanacağı konuşulup yazılmaya başladı.
Oysa asıl olan pavyonluk olmaktı.
Öncelikli olarak önlem alınması gereken aslı bela; Türk çiftçisinin GDO pavyonuna düşmesi tehlikesiydi. Türk çiftçiliği; kolaylık, rahatlık, az çalışma, çok kazanma şişkin egosu ile GDO arasına sıkışma sürecine doğru sürükleniyordu.
Asıl ölümcül tehlike buydu!
Milletvekillerini davet etmişlerdi.
TÜBİTAK’tan da bir profesör!
Onu da konuk etmişlerdi.
Onlar ABD şirketiydiler, öncelik almışlardı, bilimsel çalışıyorlardı. Toprağa sadece tohum ekmiyorlardı, toprağa bilgi de ekiyorlardı; genetiği ile oynanmış tohumu toprağın bereketiyle buluşturuyorlardı..
Daha az su veriyorlar.
Daha az gübre atıyorlar.
Daha az ilaç kullanıyorlar.
Daha az çapa yapıyorlar.
Daha az emek veriyorlar.
Fakat daha fazla verim.
Çok daha fazla ürün!
Yüksek kazanç elde ediyorlardı.
GDO dediğimiz aslında buydu. Türkiye çiftçisi buna alıştığı zaman; bizim Adana’da pavyona düşmüş kızlar nasıl dümbüklerin esiri haline geliyorlar, bizim çiftçiler de GDO’lu tohum üreten Amerikan şirketlerinin bağımlısı haline gelecekti.
Gelecekti değil, geliyor.
Süreç başladı, işliyor.
Çünkü bu tohum, bir yıl ürün veriyor. İkinci yıl aynı üründen tohumluk olmuyordu.
GDO’lu tohum verimliydi.
Daha az masraflıydı.
Daha az emek istiyordu.
Fakat ikinci yıl kısırlaşıyor.
İkinci yıl yine o Amerikan şirketine gidecek, yine ondan GDO tohumu alacak, ekeceksin. Türk tarımı ve çiftçisi GDO’ya hâkim olanlara bağımlı hale gelecek, onlar istedikleri fiyatı dayatacaklar, istedikleri zaman da “sana bu yıl tohum yok” diyebilecekler. Adana’da pavyona düşmüş kızlar, nasıl, mamalarla pezevenklerin bağımlısı oluyorsa bizim Türkiye tarımı da GDO pavyonuna tam gaz koşuyor.
Yönetmenlik gidişi legalleştiriyor.
Asıl tehlike bu!
Oya Anadolu’nun tarlaları, toprakları, bağları, bostanları, yaylaları, meraları, ovaları GDO pavyonuna ihtiyaç duymayacak derecede zengin bitki çeşidine sahip. Türkiye üniversiteleri, araştırma laboratuvarları, Tarım Bakanlığı’nın araştırma enstitüleri, Orman Bakanlığı’nın yetişmiş insan kaynakları; Anadolu’da toplam 12 bin çeşit olan (bunun 3 bin 905’i endemik yani dünyada sadece bizim topraklarımızda var) bitki türünü geliştirecek çabayı gösterseler; Orta Doğu’da gıda arzı ve pazara hâkimiyet Türkiye çiftçilerinin yönetimine girecek.
Bizimki pavyona düşünce!
Yönetim GDO’cunun oluyor.
GDO’cu dünyaya hâkim oluyor.
Asıl tehlike budur.