İSMAİL KÜÇÜKKAYA'nın yazısı...
Kapatma davasıyla ilgili neler duydum?
Artık sonuçlanma aşamasına geldiğine göre kapatma davasıyla ilgili en başından bu yana neler konuşulduğuna derli toplu bakmanın zamanı gelmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki davaya ilişkin tahmin veya beklentilerini dile getirirken herkesin kendisine göre ayrı bir takım göstergeleri bulunuyor. O nedenle bugünlerde karşılaştığınız “dava toto” tablolarına bakarken acaba hangi göstergeye ve gerekçeye dayanıyor sorusunu sormalısınız. Ben eminim ki şu anda mahkeme üyeleri dahil olmak üzere hiç kimse kararın ne yönde olacağını bilebilecek durumda değil. Mahkeme üyeleri bile kendi aralarında konuşmuyorlar. O yüzden bütün tahminlerin “olsa olsa” penceresinden yürütüldüğünü düşünebilirsiniz.
Adalet ve Kalkınma Partisi’ne yönelik kapatma davasının açıldığı ilk günlerde, “hukukçu kimliğine ve tarafsızlığına tam güvendiğim bir kaynak”, “iddianame hukuken zayıf ama siyaseten çok güçlü” tanımlaması yapmıştı. Bunu o dönemde yazmış ve bu bağlamda konuyu irdelemeye çalışmıştım.
Dava ne olur, sorusunu yanıtlarken bir siyasal gözlemci, “Refah Partisi’ni kapatan Anayasa Mahkemesi heyetinden bugüne kadar sadece iki üye değişti. Onlar da askeri üyeler” tespitiyle yetiniyordu. İlginç değil mi?
Rakamların sırrı
Rakam okuyarak öngörü yapmaya gelince...
Burada da üç ayrı göstergeden bahsedilebilir. Birincisi en çok konuşulan o meşhur türban oylamasındaki 2’ye karşı 9 oy hadisesi. Kapatma davasıyla ilgilenenler en fazla bu aritmetiği gösterge sayıyorlar. Bir başkası, iddianamenin oy birliği ile mahkeme tarafından kabul edilmesini temel alıyor. Bence üzerinde en az konuşulan ama en önemli rakamsal işaretlerden birisi oylamadaki Cumhurbaşkanı Gül’le ilgili durum. Mahkeme heyetinden 7’si “Gül yargılansın” diye ısrar edip buna uygun karar verdiler. O gün üzerinde asıl müzakere ve münakaşa edilen konunun Gül’le ilgili olduğu düşünülüyor.
Davaya ilişkin en olumlu gelişme, hiç kuşkusuz sürecin hızla tamamlanmasına tarafların katkı sağlamalarıdır. Başbakan Erdoğan “belirsizlik hızla giderilsin” diyerek davanın mümkün olduğunca erken bir tarihte sonlandırılmasını istedi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya da bu hassasiyete aynen uydu ve elindeki başka hiçbir imkanı kullanmadı. Böylece davayı uzatacak ek süre isteme, ek iddianame hazırlama gibi yollara başvurmadı. İddia ve savunma makamlarının bu zımni uzlaşısına Anayasa Mahkemesi de aynen katıldı ve neredeyse rekor bir hızla kapatma davasının bütün prosedürleri tamamlandı. Ben, 28 Temmuz tarihinin de büyük bir olgunlukla belirlendiği düşüncesindeyim. Ülkenin bütün hassas dengelerini gözeterek müthiş bir hesaplama yapmışlar. Hiç kimse bu bağlamda sorun veya kriz beklemesin. O konu, Erdoğan-Başbuğ görüşmesiyle kapanmıştır.
Başbakan Erdoğan kapatma davası sınavını başarıyla yönetmektedir. Partisi kapatılsa bile bu gerçek değişmez. Kendisi siyaseten yasak alma tehdidini ensesinde hissetmesine rağmen hep kendine güvenli, alternatifleri olan ve soğukkanlı bir lider profili sergiledi. Kolay değil. Yüzde 47’lik seçim zaferi... Sadece bir yılda tablo bu noktaya dönüştü.
Bence yapılan en önemli yanlış, karara bu kadar az bir zaman kala YÖK’ün oluşturduğu rektör listesi olmuştur. Böylesine kritik bir takvimde eğer YÖK bunu kendiliğinden yapmışsa hükümete kötülük yapmıştır. Yok eğer YÖK’ü birileri yönlendirdiyse ve baskı kurduysa kendi bacağına kurşun sıkmıştır. Elbette bir şık daha var. AKP kanadı bunun doğru olduğuna inanıyorsa o zaman burada yanılıyorlar demektir.
“Parti kapanır” veya “kapanmaz” diyenlere kesinlikle inanmayın. Söylenenlerin hepsi bir tahmin. Elbette yapılan görüşmeler, gelen duyumlar, yorumlanan işaretler var. Ama şu anda ne olacağını hiç kimse bilmiyor. AKP’yi kapatırlarsa, bilin ki “sistemin kendisini koruma adına tek hukuki adım kalmıştı” tezi kabul edilmiş demektir. Yok eğer AKP kapatılmazsa, anlayacağız ki “Güneydoğu bölünür, AB’den izole oluruz, ekonomik kriz çıkar” diyenlerin sözü dinlenmiştir.
AKŞAM