Kredi mağdurlarına hükümetten müjde...
SONAR'ın yeni seçim anketi şaşırttı
Cumhurbaşkanı Gül'den 5 kanuna onay
Hakimin abisi ile Albay Çiçek kankiymiş!
Yerel Seçim Sonuçları
Yurtiçi Hava durumu
ERGENEKON: SUSURLUK ÖNCESİ VE SONRASI
Ergenekon: Susurluk Öncesi ve Sonrası





28 Ocak 2008 14:34

Peki iki Ergenekon arasında hiç mi bağ yok? 3 Kasım 1996'da kaza yerine gelip Abdullah Çatlı'nın cesedini almak isteyen ilk isim o dönemin komutanı Veli Küçük'tü... Bugün de karşımızda Em. Tuğ. Veli Küçük var.

CELAL KAZDAĞLI'nın yazısı

Ergenekon: Susurluk Öncesi ve Sonrası

3 Kasım 1996 Pazar akşamı saat 19.15’in aslında Türkiye için bir dönüm noktası olduğu şimdi daha iyi anlaşıyor.
 O Pazar akşamı 06 AC 600 plakalı 1996 model Mercedes 600 otomobil, 20 RC 721 plakalı 1982 model Ford kamyona çarptı.
 Otomobilde bulunan İstanbul eski Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ile İnterpool’ün her yerde aradığı Abdullah Çatlı olay yerinde öldü. DYP Şanlı Urfa Milletvekili Sedat Bucak ağır yaralandı.
 Kazadan bir de Ergenekon örgütlenmesi çıktı.
 Devlet İçinde Devlet olarak tanımlanan, ya da artık sadece Derin Devlet olarak adlandırılan Ergenekon örgütlenmesi, soğuk savaş sonrası tüm Nato ülkelerinde CIA’nin oluşturduğu bir yapılanma. Komünizme karşı bir ABD icadı.
 İç yasalarla kurulmamış bu örgüt pek çok Nato ülkesinde Gladio adıyla ortaya çıkarılmış, geriye bir Türkiye kalmıştı.
 Türkiye’de örgüt 3 Kasım 1996 günü ilk kez o kaza ile açığa çıktı.
 Aslında Ergenekon’un varlığı çok öncelerden biliniyordu. Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit bunun Özel Harp Dairesi içinde kurulduğunu, sivil uzantıları olduğunu açıklayan ilk lider oldu.
 12 Mart Muhtırası sonrası İstanbul Ziverbey Köşkü, 12 Mart yerine 9 Mart darbesini örgütlemeye çalışanlar ve onlara destek veren aydınların işkence gördüğü bir yerdi. Tümgeneral Memduh Ünlütürk de bu Köşkün Komutanıydı. Orada işkence görenler arasında Cumhuriyet’in her şeyi olan İlhan Selçuk da vardı.
 Memduh Ünlütürk örgütün adını Ergenekon olarak ilk söyleyen ve yapısı hakkında kısa da olsa bilgi veren ilk askerdi.
 Bütün bunlar 3 Kasım 1996 susurluk kazasından sonra ortaya çıktı.
 O yüzden 3 Kasım 1996’yı Ergenekon’un tasfiye hareketinin başlangıcı diyebiliriz.
 O günden sonra Ergenekon artık başka tür “Artakalanlar”ın örgütlenmeye, kullanmaya çalıştığı beceriksiz yapılardır. 
 3 Kasım 1996’dan sonra Türkiye’de gerçekleşen ilk ciddi sukikast girişimi Akın Birdal’a yapıldı. Akın Birdal saldırıya uğradığı 12 Mayıs 1998’de İnsan Hakları Derneği Başkanı’ydı.
 Saldırıyı gerçekleştiren Bahri Eken ve Kerem Deretarla hemen yakalandı.
 Sonra gerçekleşen saldırı, kundaklama ve öldürme olaylarının bir ikisi hariç hemen hepsinin failleri yakalandı. Birdal’dan, Danıştay’a, Hrant’tan Malatya katliamına kadar hepsi ortaya çıktı.
 Oysa 1996 öncesi bu tür cinayetler, saldırılar faili meçhul kalıyordu. Prof. Dr. Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Adapazarı üçgeninde gerçekleşen cinayetler gibi olayları sayabiliriz.
 Bu bile bize iki Ergenekon arasındaki farkı gösteriyor.
 Peki iki Ergenekon arasında hiç mi bağ yok?
 3 Kasım 1996’da kaza yerine gelip Abdullah Çatlı’nın cesedini almak isteyen ilk isim o dönemin komutanı Veli Küçük’tü.
 Bugün de karşımızda Em. Tuğ. Veli Küçük var.
 Ama artık polisin bile gözaltına alabildiği bir Veli Küçük. Bu da iki Ergenekon arasındaki farkı bize gösteriyor.
 Ya da iki Ergenekon’a yaklaşım farkını.
 Tabi bağ bu kadar ile sınırlı değil. İlk Ergenekon’un hedefi olan ve işkencehanelerinden geçen İlhan Selçuk, o zaman şanlı bir mücadele yürütmüştü. Kitaplar yazmış, yayınlar yapmıştı. Şimdi susuyor. İkincisini görmezden geliyor.
 1998’de silahlı saldırıya uğrayan DTP Milletvekili Akın Birdal partisinin kongresi için bulunduğu Diyarbakır’da “Kürt sorunu çözülmeden çeteler sorunu çözülemez” dedi ve bir uyarıda bulundu: “Umuyoruz ki bu Ergenekon çetesi yeni çetelerin ikamesi için açığa çıkarılmış olmasın.”
 Akın Birdal’ın tespit ve uyarısına aynı gün Yeni Şafak’ta çıkan yazısında Fehmi Koru açıklık getirdi:
“Bütün 'millî' veya 'ulusalcı' görüntüsüne rağmen, karşımıza çıkan örgüt tablosunda yer alanlar, daha 1950'lerde NATO bünyesinde oluşturulan bir özel birimin günümüzdeki kalıntılarıdır. Örgütü NATO adına ABD -daha doğrusu CIA- kurmuştu. Bütün kayıtlarının bir nüshası CIA'de vardır. 5 Kasım'da Beyaz Saray'da gerçekleşen Bush-Erdoğan görüşmesinde varılan mutabakat sadece PKK'nın tasfiyesini mi içermektedir, yoksa Türkiye'de demokratik düzeni tehdit eden bütün 'militer' unsurları mı? PKK yanında uzaktan kumandalı gizli örgütün tasfiyesini de göze almış olabilir mi ABD?”
Fehmi Koru, Ergenekon’a karşı bu tutum değişikliğini sadece ABD’nin örgütün arkasından çekilmesine ve MHP’nin artık bu işlerden uzak durmasına bağlamıyor. Türkiye’de iş başında bulunan iktidarın kararlı tavrının da değişimde etkili olduğunu söylüyor.
 3 Kasım 1996 Susurluk kazası, ABD’nin yol veren tutumu, MHP’nin oyun dışı hali ve AK Parti’nin kararlı tavrı. Ve sonuç:
Artık polisin bile alıp götürdüğü bir Veli Küçük.


Bu haber cafesyaset.com'da 934 kez okundu.
GAZETE 1. SAYFALARI
YEREL SİYASET
'Başbakana yüzümüz yok' dedi aday oldu
'Başbakana yüzümüz yok' dedi aday oldu
Celalettin Cerrah İstanbul'dan ayrıldı
Celalettin Cerrah İstanbul'dan ayrıldı
AKP'li başkanın otomobili şarampole yuvarlandı
AKP'li başkanın otomobili şarampole yuvarlandı
Arap gazeteciler Gediz'i ziyaret etti
Arap gazeteciler Gediz'i ziyaret etti
Türkiye böyle bir mahkeme görmedi!
Türkiye böyle bir mahkeme görmedi!
AK Parti Uşak kongresi 1 Ağustos'ta
AK Parti Uşak kongresi 1 Ağustos'ta
Ankaralılar bu haberi mutlaka okuyun
Ankaralılar bu haberi mutlaka okuyun
Bakanlığın görevden aldığı başkana ödül
Bakanlığın görevden aldığı başkana ödül