Hukukun iflas ettiği bir ülkede, Anayasa Mahkemesi’nin yarın görüşeceği “Cumhurbaşkanını halkın seçmesi”ni öngören Anayasa değişikliğinin iptal edilmeyeceğini, pek düşünesim gelmiyor.
O Anayasa Mahkemesi ki, bir günde karar verip, şimdi 45 gündür gerekçesini yazmıyor..
Türkiye bu kararı bekliyormuş.. Tüm yabancılara rezil oluyormuşuz. Cumhurbaşkanı seçiminde nasıl toplanılacağı bile tartışmalı imiş.. Yabancılar bize bakıp kıs kıs gülüyorlarmış.. Kimsenin umurunda değil..
Önemli olan, mütedeyyin birisinin cumhurbaşkanı olmaması..
Ve bu rezaleti görüp, herkesi aklıselime davet etmesi gereken medyadaki utanmazlara bakın, Başbakan’a ne soruyorlar: “Tartışma, ‘Dindar cumhurbaşkanı seçilecek’ söyleminden başladı. Bu konuda ne dersiniz!”..
Be utanmaz adam, sen o söylemi bırak, kendi söylemine bak.. Senin söylemin, bu söylemin tam tersi olan, “Dindar cumhurbaşkanı seçtirmeyiz. Eşi başörtülü olan birisini seçtirmeyiz” söylemi değil mi?
Ve şu an karşı görüşün değil, sizin dayatmanız gerçekleştiğine göre, bugün esas tartışılması gereken sizin söyleminiz değil mi?
Hayır, onlarda utanma yoktur.
Hem “Dindar cumhurbaşkanı seçtirmeyiz” derler. Sayılarına bakmazlar, cüceliklerine bakmazlar. Halktan her geçen gün azalan desteklerine bakmazlar, halkın çoğunluğuna efelenirler..
Hem de hedeflerine ulaştıkları halde, pervasızca saldırıya devam ederler: “Sizin söyleminiz çözümsüzlüğe sebeb oldu!”
Onlar uzlaşmaya hiç gelmesinler.
Çoğunluk onların ayağına gidecek, uzlaşmak için.
% 18 oy alan zat, uzlaşmak için bir adım bile atmasın.
% 34.5 oy alan yırtınacak, “Aman uzlaşma olsun” diye!
Sizi gidi uyanıklar sizi..
Bu utanmazlıkları gördüğüm için, iktidarın bir çıkış yolu olarak “Cumhurbaşkanını halka seçtiren” Anayasa değişikliğine karşı, CHP’nin açtığı iptal davasının, yine olayı kilitleyecek şekilde sonuçlanacağını tahmin ediyorum..
Bunun için de; “Kendimi fazla üzmeme gerek yok, nasıl olsa ‘hukuki’ karar vermeyecekler; Anayasa’dan, kanundan maddelerle sonucun nasıl olması gerektiği yönünde görüşümü açıklamama hiç gerek yok” diye düşünüyordum.
Ancak bir hukukçu arkadaşımdan çok teferruatlı bir mail geldi. Uzun uzun konuyu incelemiş ve davanın mesnetsiz olduğunu çok güzel yorumlamış.
Yorumunu gönderen hukukçu Mete beye teşekkür ediyorum.
Ben çıkacak kararın hukuki olmayacağı düşüncesi ile, bu konuya hiç girmek istemiyordum ama, Mete beyin yorumunun kamuoyuna ulaşması için, kendisinin ufuk açıcı yaklaşım tarzını sizinle paylaşacağım.
Mete beyin yorumları uzun.
Ama ilk planda hemen “Hukuki karar verilirse, sadece bu bakış açısı dahi, davanın reddi için yeterli” dedirten yorumunu size aktarayım.
Cümleleri hukukçular için anlaşılır tarzda ise de, hukukçu olmayan okuyucularımızın da net olarak konuyu kavramaları için,Mete beyin ifadelerini basitleştirerek size aktaracağım. Diyor ki Mete bey: “Anayasa değişikliklerinin mutlaka 367 kabul oyu ile yapılma zorunluluğu yok. 330 kabul oyu ile de Anayasa değişikliği olabilir.Ama 330 oy ile kabul edilen Anayasa değişikliğinin referanduma gitmesi zorunlu. Anayasa değişikliği 367’den fazla oy almışsa, referanduma gitmesi cumhurbaşkanının takdirine bağlı.”
Bu temel prensipten sonra, Sezer’in Anayasa değişikliğini referanduma götürme kararını hatırlatıyor Mete bey ve “366 oyla kabul edilen maddenin referanduma götürülmesi gerekirdi. Sayın Sezer, Anayasa değişikliğinin tamamını zaten referanduma götürdü. O halde 367’den az bir oyla kabul edildi diye, Anayasa değişikliğinin iptali istenemez ki!. Çünkü 367’den az, 330’dan fazla kabul oyu alan değişiklikler, zaten referanduma götürülüyor. 366 oy alan madde reddedilmiş sayılmaz. Referanduma gitmesi gerekir. Sezer de zaten referanduma gidiyor. Bir maddenin reddi için, 330’dan az oy alması gerekirdi” diyor.
Evet, konunun özeti bu.
Adeta Sezer, tuzağa düşmüş gibi..
Eğer Anayasa değişikliğinin tamamını referanduma götürmeseydi, 366 oy ile kabul edilen bir maddeyi, referanduma götürmemiş ve şekli bir yanlışlığa imza atılmış olacaktı. Bu sebeble de Anayasa Mahkemesi, bu madde açısından iptal kararı verebilirdi.
Ama Sezer, fazlasını yaptı.. Değişikliğin; takdiren referanduma gitmemesi mümkün olan bölümünü bile referanduma götürdü. Dolayısıyla, 366 oy ile kabul edilen madde için zorunlu olan referandum yerine getirilmiş oluyor.
Bu durumda Anayasa Mahkemesi’nde dava açılmasını gerektirecek bir şekil eksikliği yok ki.. 366 oy ile kabul edilen madde, referanduma gitmeli idi. Gidiyor zaten..
“Peki, yine de karar ne yönde olabilir?” derseniz, her ihtimal mümkün!
Anayasa Mahkemesi, “2 ile 2’nin toplamı 5 eder” dese bile, ben şaşmam artık.. Bugüne kadar verdiği kararlar, sergilediği tavırlar, “2 ile 2’nin toplamı 5 eder” den daha makul kararlar değil çünkü..
Şunun şurasında bir güncük kaldı.
Bekleyip hep birlikte görelim.. Balık kavağa çıkar mı, çıkamaz mı?