Bunu söylerken, "kendimizden ve okurlarımızdan emin olduğumuzu" söylemek istiyorduk... Çünkü Vakit ve "Vakit ailesi"nin birer ferdi olan okurlarımız; en başta "Türkiye"yi, sonra da "Vakit'i" ve "kendilerini" zor durumda bırakacak bir işe asla kalkışmazlar... Hele hele bir "cinayet"e asla yeltenmezler!..
Evet, biz "kendimizi" de biliyorduk, "okurlarımızı" da... Kendimizden de "emin" idik, okurlarımızdan da... İşte bu yüzden; bütün "hedef gösterme"lere ve "aynı el tarafından basılan düğme"lerle atılan "manşet"lere rağmen, "Danıştay saldırısı"nın ertesi günü, yani 18 Mayıs 2006'da şu manşetle çıktık kamuoyunun karşısına:
"Yine aynı film!"
Çünkü biz, "defalarca vizyona sokulan bu film"i, değil görmek, artık; "hangi aktörün, hangi sahnede, hangi rolü oynayacağını" adeta ezberlemiştik!..
Biz, aynı filmi "seyretmek"ten bıkmıştık!..
Ama birileri, "vizyona koymak"tan bıkmamıştı!..
CUMHURİYET'İN MALÛM ANONSLARI!
Bu vesileyle, "saldırı öncesi günler"den de söz edelim...
Hele hatırlayın, "Danıştay saldırısı"ndan bir ay önceki Cumhuriyet gazetesinin "anons"larını!..
Üstte "Cumhuriyet" logosu!..
Hemen altında, 9 sütuna 15 cm. yüksekliğinde "siyah" bir zemin!..
Ve içinde şu yazı:
"Tehlikenin farkında mısınız?"
Onun altında da, gazeteden bir sayfa ve yanında şu ifade:
"Cumhuriyet'inize sahip çıkın!"
Bu ifadeler; "sıradan bir gazete anonsu" gibi algılanmıştı o günlerde!..
Amma velâkin "kazın ayağı" hiç de öyle değildi!..
"Kapkara zemin"in içindeki "Tehlikenin farkında mısınız?" yazısı "yeşil" renkliydi!.. Üstelik de, "İslâm harflerini andıran" bir hurufatla yazılmıştı!.. Dahası, o yazı, "soldan sağa" değil de, tersine, yani "Arapça"da olduğu gibi "sağdan sola" dizilmişti!..
O günlerde, merakla sormuştuk:
Ortada "PKK terörü" varken ve gündemdeki "asıl tehlike" bu iken, "kapkara bir zemin" içerisine, "sağdan sola" olarak, "Arapça" karakterini andıran "yeşil" renkli harflerle, "Tehlikenin farkında mısınız?" demek, neyin nesi oluyordu?..
Evet, ortada bir "tehlike" vardı... O tehlikenin adı da "PKK terörü" idi!..
Diğer bir ifadeyle,
"Marksist" ve "ateist" bir örgütün terörü!..
Yani, "kızıl" terör!..
Peki, "kızıl tehlike"nin varlığını göre göre, "yeşil" renkli hurufatla, "İslâmî bir tehlike" imajı ve mesajı vermenin esbab-ı mucibesi neydi?..
Öyle ya; "Marksist!.. Ateist!.. Kızıl terör" ortalığı savaş alanına çevirecek, ama Cumhuriyet kalkacak ve hâlâ "yeşil"e dikkat çekecek!..
Bir anlamda, "boşver PKK"yı diyecek, "Sen, 'yeşil tehlike'ye(!) bak"
ÖNCE PROVOKASYON... SONRA MANİPÜLASYON!
Sonrası malûm... Bu "anons"lardan bir ay sonra, "Av. Alparslan Arslan ve Bar arkadaşları" tarafından önce "Cumhuriyet gazetesine 3 bomba" atıldı, arkasından da "Danıştay'a saldırı" düzenlenip, M. Yücel Özbilgin öldürüldü!..
"Film" devam ediyordu... Alparslan Arslan, provokasyonun hemen ardından, "kendisine ezberletildiği şekliyle konuşmaya" veya "medya, kulaklarına manipüle edildiği şekliyle manşetler atmaya" başlamışlardı!..
Öyle diyorlardı!.. Alparslan Arslan; bu eylemi "Danıştay'ın başörtüsüyle ilgili kararını protesto için"(!) yapmıştı!.. Kendisi, "namaz kılan bir mücahit"(!)ti!.. Arabasında, "Vakit gazetesinin kupürleri"(!) bulunmuştu!.. Eylemi, "Vakit'in yayınlarından etkilenerek"(!) gerçekleştirmişti!..
Bunca "linç" ve "yargısız infaz" girişimine rağmen, "Vakit'in duruşu" değişmiyordu!..
Çünkü biz;
"Çiğ" yememiştik ki, karnımız ağrısın!..
Çünkü bizim "yaramız" yoktu ki, gocunalım!..
Nitekim, olaylar "çorap söküğü" gibi birbirini izledi!.. Cumhuriyet gazetesine ve Danıştay'a saldırıların "Bar'da" plânlandığı, tetikçi Alparslan Arslan'ın da "namaz ve niyazla hiç ilgisinin olmadığı" tek tek çıktı ortaya!.. "Danıştay saldırısında adı geçenlerden biri" de, KKTC'deki bir "kumarhane hesaplaşması"nda öldürüldü!..
Ve geldik, "filmin finali"ne!..
"Geçen hafta Ümraniye'de bir gecekonduda bulunan 27 adet el bombası, TNT kalıpları ve fünyelerle ilgili olarak gözaltına alınan Astsubay Oktay Yıldırım ile iki kişi, çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı. Aynı olay dolayısıyla Danıştay saldırısında azmettirici olarak adı geçen emekli subay Muzaffer Tekin ile onu gizleyen emekli Astsubay Mahmut Öztürk de, soruşturma kapsamında gözaltına alındı."
"GECEKONDU"DAN... "DANIŞTAY"A!..
Şimdi de, "filmin finali"yle ilgili Nazlı Ilıcak'ın yorumunu aktaralım:
"2-3 gün önce yakalanan Oktay Yıldırım'ın sahip olduğu bombalar, 2006'da Cumhuriyet gazetesine atılanlarla aynı seri numarasını taşıyormuş.
Cumhuriyet'e ve Danıştay'a saldıran Alparslan Arslan'ı Muzaffer Tekin'in azmettirdiği ileri sürülmüştü. Oktay Yıldırım'ın Muzaffer Tekin ile iyi tanıştığı çeşitli fotoğraflarla belgelendi. Hepsinin de Veli Küçük ile irtibatı var.
McDonald's'ta patlayan bomba, Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink'e düzenlenen suikast, vs... Bütün bu eylemler Türkiye'yi derinden sarsmadı mı? Bazı olaylarda hükümet doğrudan suçlanmadı mı? Hayatını kaybeden Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in cenazesini hatırlayalım.
Hükümete ne büyük tepki ve öfke vardı. Tayyip Erdoğan, Danıştay'ın başörtüsü kararını eleştirdiği için, neredeyse tetikçilikle suçlandı. Ama asıl tetikçiler bu çetelerin arkasında gizleniyor.
Ulusalcılar, Kuvayı Milliyeciler, Kızılelmacılar... Ellerinde bombalar, TNT kalıpları, C4, A4 patlayıcılar... Yeni bir Kurtuluş Savaşı'na soyunmuşlar."
Bütün bunlardan sonra, söyleyecek pek fazla bir söz kalmamış olsa gerek... Ama, yine de "bombalar" ve "bombacılar"la ilgili, 2 gazete başlığını alt alta verelim:
¥ "Bu ne tesadüf!"
"El bombacı Oktay Yıldırım, Muzaffer Tekin ve silah üzerine ant içtiren Fikri Karadağ'la aynı masada!"
¥ "Kuvva evinden Danıştay çıktı!"
"Ümraniye'de, özel harpçiye ait cephanelik gibi gecekondu, Danıştay saldırısını gerçekleştiren çetenin üçüncü hücresi çıktı!.. Polis, iki hücreyi dağıttı, üçüncüsü ise boşaltıldı!.. Kayıp sekiz hücre aranıyor!"
Bu başlıklar, "17 Mayıs 2006-17 Haziran 2007" tarihleri arasındaki süreci anlamaya ve anlatmaya herhalde yeterlidir!..
Ve tabiî; "tehlikenin kaynağını" da!..
Selâm, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle...