Aktütün'le ilgili çarpıcı iddia ne?  -  Ve Demirel son sözü söyledi  -  Liderler partililere seslenecek  -  Tüm gözler Dengir Mir Fırat'ta...  -  Asıl hedef Bayraktepe'ydi...  -  Cem Uzanla buluşan gazeteci kim  -  F-16'lar 6 saatte niye gidemedi?  -  Bu fotoğrafa dikkatli bakın!  -  Taraf, şehitleri konuşturdu  -  Flaş..Flaş..Kayıp iki asker bulundu  -  Buzul dağlarında terörist avı  -  Siyaset Akademisi'ne yerel ivme  -  Kayıp iki asker muamması  -  Şehit Küçüksolak'ın adı parka verildi  -  Haydar Baş: Enflasyon düşmedi  -  Kılıçdaroğlu'nun yeri kesin gibi  -  Borsa tepetaklak  -  Asiltürk yeni parti iddiasını yalanladı  -  Öğrenci affı tasarısı TBMM'de  -  CHP'de şok 'yamyam' istifaları!  -  





En Çok Okunanlar
Erhan Göksel'den bomba sözler!
Deniz Baykal'a şamar gibi yanıt
Abdullah Gül'ün çileden çıktığı an!
Ankara bu kulisi konuşuyor!
Aktütün, Dağlıca gibi olur mu?
Bebek katilini rahatsız eden ses!
Malvarlığımı açıklamam, sana ne!
Garp cephesinde iki yeni şey var
Iğsız Paşa'nın Çanakkale gafı
A.N. Sezer'in rektörü kral gibi
Golfçü paşanın duyarsızlığına bak!
Vatan'dan çok çarpıcı manşet!
15 değil 35
Gabar-Dağlıca-Aktütün
Hesap sormak için bağımsız olmak gerek!
Rasgele Videolar
Davutpaşa Patlama
Erdoğan'dan kadınlara müjde
baykal mantyı nasıl yedi
Devlet Bahçeli
1 Mayıs bombası hastanede patladı!
Tarkan
Ahmet Hakan'ı azarladı
Recep Tayyip Erdoğan'dan uyarı
Atatürk'e özel klip
Küfürbaz savcı da Youtube'a düştü
Sami Selçuk Hulki Cevizoğlu'na yanıt verdi
Kırşehir'de CHP'li meclis üyesinin başörtüsüne isyanı
AK Parti'ye RAP şarkı
Adana'dan ilginç görüntüler
Geceyarısı Expresi gerçeği 1/2
Foto Galeri
Yusuf Özer'den muhteşem start
Adana'da 'Değişim Günü' geldi
Erbakan'dan AK Partililere çağrı
Abdullah Gül Meclis'te esip geçti
İşte bayramın en renkli fotoları
Memecan'ın bayram karikatürleri
Keşan için dersimi çalıştım hazırım
Tarihi düello nasıl manşet oldu?
Yılanın ağzından böyle kurtuldu!
İşte 9. Dalga'nın ilk görüntüleri
'Karanlığı delen' Bozkurt sesleri
İşte SS ve İdiz'in ilk görüntüleri
İşte mahkemeye sunulan şema
İşte saniye saniye atlama anı
Ergenekonda son dalga gözaltıları
Kabus senaryoları, gerçekler ve medya
Çok önemli bir hadise olmadıkça gazete manşetleri aynı olmaz; herkes kendi "özel bilgisi"ni manşet yapmak ister.
  18 / 06 / 2007 09:09

Ne var ki bazen bütün gazeteler bir olaya kilitlenir. Cumartesiye ait gazeteler öyleydi. Hemen hepsi Amerika'da yapılan bir toplantıya ayrılmıştı.

Hudson Enstitüsü tarafından hazırlanan programda Türkiye üzerine üretilen kâbus senaryoları konuşulmuştu. Neler yoktu ki senaryoda? 18 Haziran'da canlı bomba Beyoğlu'nu kana buluyor, patlama sonucu 50'den fazla insan ölüyor, eylemin PKK tarafından yapıldığına dair dedikodular yayılıyor, saldırganın Kuzey Irak'la bağlantısı ortaya çıkarılıyor...

Senaryo bu kadarla da sınırlı değil. Kâbus devam ediyor. Mesela 24 Haziran'da Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'ya suikast düzenleniyor. Tüm bunlar yaşanırken kitleler (senaryo gereği) sokaklara dökülüyor, laiklik yürüyüşleri düzenleniyor, hükümet protesto ediliyor, falan filan... Senaryonun sınır ötesine yönelik askerî hamle gerektirecek ayrıntıları da var. Mesela saldırganın Kuzey Irak'ta değil de Suriye'deki Hizbullah kampında eğitildiği ortaya çıkarılır, İsrail ajanları ile PKK yetkilileri fotoğraflanır ya da görüntülenir, peşmergelerin arasından Amerikan askerleri çıkar...

Türkiye çetelerin üzerine gidemiyor

"Böyle saçmalık olur mu?" dediğinizi duyar gibiyim. Doğru, bu kadar absürd laf bir araya getirilmez. Ancak düşünce kuruluşları bazen böyle şeyler yapıyor ve buna beyin fırtınası diyor. Lakin bu seferki fırtınanın şaşırtıcı, üzücü, kuşkulandırıcı yanları bulunuyor. Her şeyden önce verilen tarihler ve muhtemel senaryolar, genel seçimlerden hemen önce konuşuluyor ve konuşmalar senaryoyu gerçekle iç içe geçirecek gelişmeler eşliğinde yapılıyor. Demek o ki, konuşulan kâbus senaryolarının bugün yaşanan bazı olaylarla örtüşmesi kuşkulara sebep oluyor.

Washington'da kâbus senaryosunun aklın hudutlarını zorlayan ayrıntıları tartışılırken İstanbul'da bir gecekonduya baskın düzenlendi. 27 el bombası, çok sayıda TNT kalıbı ele geçirildi; emekli Astsubay Oktay Yıldırım, Mehmet Demirtaş ve Ali Yiğit tutuklandı. Ardından adı Danıştay saldırısına da karışmış eski Yüzbaşı Muzaffer Tekin gözaltına alındı. Bahsi geçen kişilerin kendilerine kuvvacı adını yakıştırdıkları, ulusalcı eylemlerde önde yürüdükleri biliniyor. Bahsi geçen kadronun, adı Susurluk olayına da karışan emekli Tuğgeneral Veli Küçük'le ilişkisi de herkesin malumu. Çoktandır benzer olaylarda benzer isimler zikrediliyor; ama bu kişiler hakkında herhangi bir hukukî işlem yapılamıyor.

"Canım n'olmuş yani; her yerde böyle örgütler olur" denilerek mesele basit ve lokal bir çerçeveye sıkıştırılabilir. Hatta gecekonduda yakalanan bombalar ile Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombaların aynı tip olmasının bir tesadüf olduğu da iddia edilebilir. Daha ötesi, bombaların ordu malı olduğuna dair iddianın mahkemede değerlendirilmediği, avukatların itirazına rağmen konunun araştırılmadığı ve soruşturmanın bu faslının kapatıldığı üzerinde durulabilir. Ancak kâbus senaryoları dünyanın öbür ucundan yazılıp çizilirken ortaya çıkan çete(ler)in görmezden gelinmesi üzerinde derinden derine düşünmek gerekiyor.

Gerçek şudur: Son yıllarda ortaya çıkan çetelerin üzerine yeterince gidilmedi. Devletin ilgili ve sorumlu kurumları çete testinden sınıfta kaldı. Susurluk olayı sırasında kıyametleri koparan medya, çeteleşme konusunda bilinmeyen bir nedenle suspus oldu. Araştırmacı gazeteciliğin yerini kimi zaman karıştırmacı gazetecilik aldı. Ortaya çıkan çeteler illegal bir örgütlenmeyi bangır bangır bağırırken olayın magazinsel boyutunda keyif çatanlar oldu. Mesela Sauna Çetesi'nin emekli emniyet genel müdür vekili; özel harpçi subaylar ve mafya bağlantısı ortadayken medya Sauna işletmecisinin magazin yanlarına ve olayda ismi geçen İbrahim Tatlıses'e takılıp kaldı.

Çete bir değil ki! Bursa'da yakalanan çete, Eryaman'da ele geçirilen grup, Şemdinli'de yaşanan vahim olaylar. Danıştay saldırısındaki gizemli işbirliği, Hrant Dink cinayetindeki derin bağlantılar... Film devam ediyor. Geçen haftaki olaylar Ümraniye'de bir gecekondu baskınıyla sürdü. Önümüzdeki haftalarda hangi çeteler nereden çıkar bilinmez; ancak bilinen bir şey var: Türkiye üzerine karanlık oyunlar oynanıyor ve Türkiye'yi istikrarsızlığa sürükleyecek senaryoların üzerine gidilemiyor. Son aylardaki gelişmeler bunun apaçık delilidir. Çete davaları birer birer düşürülüyor, iddianameler değiştiriliyor, ceza talepleri azaltılıyor, davalar çete kapsamından çıkarılıyor... Düşünebiliyor musunuz en meşhur çete davasında trafik kazaları oluyor, bazı dosyalar yırtılıyor, güya o dosyaların yerine başka yerde bulunan kopyalar konuyor da bütün gelişmeler Türk basınında yer almıyor ya da alıyormuş gibi gösterilip küçük sütunlara sıkıştırılıyor...

Medya, çeteleri görmezden geliyor

Türkiye, demokrasimiz açısından hayati önem taşıyan bir seçime doğru gidiyor. 22 Temmuz seçimleri öncesinde yaşanan bazı olaylar kamuoyunda şüphelerin oluşmasına neden olmuştur. Artan terörün üzerinde kocaman bir soru işareti bulunmaktadır. O yüzden her kim terör olaylarından rant elde etmek isterse umduğunu bulamayacaktır. Değişik çevrelerde birtakım "gizli toplantılar" düzenlenmesi, orada istikrarsızlık adına kâbus senaryolarının dile getirilmesi, tam bu konuşmalar devam edip giderken bazı çetelerin gizlenemez hale gelmesi oldukça düşündürücüdür. Kamuoyunu manipüle etmeye yönelik tezgâhlar yeni değil; öteden beri psikolojik harp uzmanları bu tür yollara başvurur. Ancak bu sefer mızrak çuvala sığmıyor; Türkiye'yi bambaşka yerlere taşımak isteyenler, kendilerini gizlese bile niyetlerini gizleyemiyor. Nokta Dergisi'nin ortaya attığı bilgi ve belgeler birer birer doğrulandıkça Türk basınının çeteler ve sivil görünümlü yapılanmalar hakkında suskunluğa bürünmesi kamuoyundaki şüpheleri artırıyor. Oysa bugün kayıtsız-şartsız demokrasi günüdür. İnsanları korkutarak, endişelendirerek, sindirerek bir yere varmak mümkün değil...


Zaman'dan bir adım daha

Gazeteler şayet bir siyasi görüşün sözcüsü değilse, sütunlarını herkese açabilir. Başka bir tabirle, her siyasi görüş, objektif yayın yapma gayretinde olan gazetede kendine bir yer bulabilmelidir. Zaman'ın duruşu bellidir: Katılımcı ve çoğulcu demokrasi yolunda özgürlükçü ilkeleri ile ayakta duruyor bu gazete. Bu ilkelerden uzaklaşan, bu gazeteden de uzaklaşıyor. Aslında gazete dün nerede duruyorsa bugün de orada duruyor. Herkese eşit mesafede durmak, temel ve evrensel ilkeleri kendine şiar edinip herkese iyi niyetle yaklaşmak demektir. Şayet bir uzaklaşma söz konusu olursa, uzaklaşan dönüp kendine bakmalı ve demokrasi ile arasındaki mesafeyi yeniden kontrol etmeli...

Zaman, seçim dönemine mahsus yeni bir uygulama daha başlatıyor. Her parti için "medyanın nabzı"nı tutan gazetemiz, önümüzdeki günlerde yeni bir sayfa açıyor ve bütün siyasi görüşlere orada kendilerini anlatma imkânı sunuyor. Herkesin kendini direkt ifade edebileceği bu platform, anlamsız ve sonuçsuz didişmelerden daha çok, icraat beğendirmeye yönelik olacak. Her partiden seçkin simalara yer verilecek bu sütunda seçmen "Türkiye için ne yapacaksınız?" sorusunun cevabını bulacak. Her fikri takip etme imkânı bulan okurun daha sağlıklı karar vermesi ancak bu yolla mümkün olsa gerek...

Zaman

Tavsiye Et Yazdır Kaydet Yorum Yaz
Yorumlar - 0/0

Henüz yorum yapılmamış.

Biz neredeyiz Sayın Başbakan
Ertuğrul Özkök
Hürriyet
Gül ve Başbuğ birlikte Güneydoğu'ya gitmeli
Adnan Öksüz
Cafesiyaset
Aktütün için sorulacak açık soru
Ünal Tanık
Cafesiyaset
Saldırı Yeni Dönemin İşaret Fişeği
Celal Kazdağlı
Cafesiyaset
Hayra mani oldular
Ersoy Dede
Cafesiyaset
"Geleceği Satın Alabilecek Tek Şey, Bugündür." Samuel Johnson
RSS